9 Haziran 2014 Pazartesi

Öğretmenim canım benim bak şimdi ben de öğretmenim..

Son haftasına geldiğim öğretmenliğimde kısacık bir flaşbekle önce kendi öğrenciliğim ardından da kendi öğretmenliğimi sorgulayacağım bir yazı olmasını istedim bunun..
Ama ne kadar doluymuş içim ki iki parçaya böldüm bu yazıda öğretmenlerime dair iki çift dedikodu yapayım istedim :D

İnsan ergen olunca hayatın anlamını keşfettiğini ve artık yapacak bir şey kalmadığını ah bir de şu büyüklerin neçe salak olduğunu düşünüp ağırca bir depresifleşiyor ama insan hayatı depresyonla başlamaz mı zaten? Bunun 2 yaşı var ergenliği var, gençlik bunalımları var, orta yaşı var.. Var da var hani ama en tadından yenmezce salak olanı ergenliğimdi sanırım :)) Hatırladıkça gülüyorum, güldükçe gülüşüme gülüyorum ağız dolusu :)) Ayy yandan ayrılmış tek tarafa bırakılmış ve büyük burnumu perdeleyeceğine inandığım perçemim (ki perçem mi saç  tutamı mı belli değildi o da ayrı komedi), asık yüzüm, kendimi pek de bir halt sanışım o da yetmez herkesi salak diye yaftalayışım, pantolonmun içine soktuğum t-shirtüm ve  üstüne bir de utanmazca taktığım kemer, tursit görünce annemin "hadi kızım bi konuş allasen" deyişini müteakiben sanki ingilizce bilen tek insan benmişim gibi "oooff ya amağğğnn n'apcan sen elin adamını ya!" deyip yine afili afili "şey hello nays tu mit yu. Hav ar yu tuday? Ayem Dilek ver ar yu fırom?" deyip karşımdaki döktüre döktüre bir güzel ingilizce konuşunca tilt olan suratım, mektuplaşarak iletişip ve yine mektuplaşarak bitirdiğim ilişkim.. Hayır bu çocuk bir de bizim yan sınıftaydı ama niyeyse hiç buluşalım da iki cik laf edelim olayına girmedik kuş misali.. Ha bire bir mektup yazayım denk gelirse koridorda bakışayım.. :)))) Ne masummuşuz ya da aptal mı desem?

Allahım sana geliyorum :D Ama bu model bir ergene tabi yine egzantrik öğretmenler düşmüştü.. Hiç anlam veremediğimiz haller tavırlar, öyle kendini bir şey sanmalar, durup durup akıl vermekler filan ne oluyordu ki öğretmenlerime? Sanki ben onlar gibi olacaktım oysa ki hayır ben büyüyüp aşırı en bi çok başarılı insan olup dalgama bakacaktım.... Canlarım benim şimdi sizi ne de iyi anlıyorum en bi güzelinden.. Meğer bu bir döngüymüş ve 100 şey isteyip eğer en şanslı insanlardansan sadece 60'ını elde edebiliyormuşsun.. Öyle ki hem mutlu evlilik, hem sağlam kariyer hem süper bir eğitim hem harika çocuklar imkansız tabi :))
O değil de öğretmenlerimizin hepsinde mi bir tuhaflık vardı yoksa biz mi tuhaftık bilemedim şimdi.. Misal bir rehberlikçimiz vardı yanına ağlayarak gidip gülme krizine girip çıkardım... Yok yok işini iyi yaptığından değil be canım kekemeydi kendisi kektire kektire tam 15 dakikada “aslında hayat çok güzel” derdi.. Tam “çünkü”ye girecekti ki ben evvelinde girdiğim gülme krizinden çıkamayıp odayı terk-i diyara yüz tutmuştum bile o nedenle lise ikiden sonra rehberlik odasıyla jübilemi yapıp ergenlik krizlerime son verdim :D Aksi dayanılır gibi değildi zira.. Hayır farkındayım çok günah allah yakacak hiç böyle dalgaya konu edilir mi? Ama çocuk aklı işte ne bileyim?! Bir edebiyatçımız vardı misal abbovv evlere şenlik! Hayır insan edebi bir karakter olunca düzgün ve notalı konuşmasını beklersiniz ya buyurun hocamız bize ne derdi görelim” kız dönder sayfayı o paragrafı değil öbürünü okuyacağğğnnnn”.. Gel de dalga geçme Dilek!* İmkansız ki hem bi de sadece ben değil cümle alem diline dolardı zira biara mottomuzdu “kız dönder sayfayı”.. Ya müzikçimiz vardı biara aman allahım aman.. Şarkı türkü bilmezdi biz bakardık o bakardı biz bakardık o bakardı en uzun kim bakışacak haydi bakışa kuvvet hocam!! Bakışına yandığımın ders bitince de bir kaçışı vardı amanın sormayın gitsin :D Ve bomba bir matematikçimiz vardı ki zayıf matematiğimin mimarıdır kendisi.. Dönüp tahtada sorusunu çözer vay mı ki anlamadım diyesin “Size mi çözüyorum ben bunu? Tahtaya çözüyorum elime bakın işte” derdi sanki iğne oyası ya eline bakıp öğreneceğiz.. Son olarak bir de ingilizce öğretmenim vardı ki kendisi düşman başına.. Şu an hayattaki en büyük fobim olan kurbağadan çekmedim zat-ı şahaneden çektiğim kadar :( Derse girip “hayal kurun” demişti bir gün.. Tamam kurdum yetmedi ter akıta akıta ingilizceye çevirdim o da yetmedi şive yapa yapa “Iımmm I vant tu hev e hauz viç has siks rum” dedim kendimle gurur neyin duyuyorum şahane bi afili şive filan yapmışım.. Haydaaaaa hanım ablam ne dese hoş? “sen ne diyosun be! Saçma sapan hayal kurmasana altı odalı ev mi olur” Hönk? Sorry can you repeat again please? Sweety bizim o vakitler  oturduğumuz 4 odalı bir ev ki zaten yani ben büyüyünce yetmeme potanisyelini öngörmüşüm de iki tane daha ekledim  nesi şık durmadı.. Öyle tırsmışım ki diyemedim bir de garaj isterim diye.. İlahi adalet işte şu an 7 odalı ve çift garajlı müstakil bir evim var hayalimin katline ferman verene duyurulur ;)

Her şeyin üzerinden yıllar geçti ve ben de öğretmen oldum.. Arada geçen ufak bir üniversite asistanlığı tecrübesiyle kıyasladığımda çok rahat söyleyebilirim ki, öğretmenliğin verdiği hazzı hiçbir şeyden almadım.. İlk başladığımda “şu devlet ne saf hem bir sürü çocuğum oldu hem de üstüne aylığım oldu aman demeyeyim de nazar etmesinler” derdim :) Tabi eleştirdiğim öğretmenlerimi geçebildim mi bu konuda? Hiç sanmam.. Zira dünyanın en zor en meşakkatli mesleği öğretmen olmak.. Kendime öğretmen diyemem hicap duyarım hele ki eskilerin yanında.. Çok çok eskilerin misal annemin geldiği jenerasyonun yanında ben sadece öğretmencik kalıyorum.. Şimdi şimdi kıymetini anlıyorum öğretmenlerimin ve ne yapmaya çalıştıklarının.. Aslında ne kadar kıymet verdiklerinin ve kendi evladı kadar bize de kaygılandıklarının.. Ellerinizden öpüyorum.. İyi ki vardınız iyinizle de kötünüzle de hayata yaptığım alıştırmada bana rehber oldunuz..

Şu sıralar en sevdiğim öğretmen kökenli olup ama akademisyenlik yapan öğretmenime tüm diğer öğretmenlere diyorum ki; penceresi cam cama gel oturalım can cana muallim :D



4 yorum:

  1. Dilek'ciğim anladığım kadarıyla öğretmen değilsin ve ücretli öğretmenlik yaptın. ''Devlet birsürü çocuk veriyor ne güzel oh mis üstüne bir de para veriyor'' gibi cümlelerinden yola çıkarak, şu ana dek gördüğüm ücretli öğretmenlerle ilgili bir genelleme yapacağım. Daha doğrusu ücretli öğretmenlerle kadrolu öğretmenleri kıyaslayacağım. Gördüğüm ücretli öğretmenler (gerek mesleği öğretmen olanlar gerek farklı olanlar) çok enerjik, neşeli, hayalperest, fedakar, çocukları seven, İDEALİST arkadaşlardı. Görüyorum ki bu gruba sen de dahilsin. Mezun olduğum yıl KPSS'yi kazanamamış ve 3 ay kadar ücretli öğretmenlik yapmıştım. Çok keyif almıştım, bir gün bile yorulmamıştım. İdealisttim. Öğrenciler için bir taraflarımı yırtıyordum. İdare ve diğer öğretmen arkadaşlarla aram bal şerbetti. Ertesi yıl atandım ve 4,5 yıldır aynı okulda çalışıyorum. Çalıştığım okul her dönem kadrolu olsun ücretli olsun çok sık öğretmen değiştirdi. Ben ve benimle atanan anasınıfçı arkadaş hariç herkes en fazla 1 yıl kaldı, ve kaçtı. (biz de kaçmak istedik ama eş durumumuz yok) Kadrolu öğretmenlerde o enerji, o güleryüz, o idealistlik yok. Ücretli'nin 2,5 katı kadar kazanıyoruz ama kadrolular ücretlilerden daha çok para hesabı yapıyorlar. Ücretliler işini aşkla yaparken, kadrolular ''Şu gün de bir bitse'' diyorlar. Ben bir kadrolu olarak bu çizginin neresindeyim? Onu öğrencilerime ve iş arkadaşlarıma sormak gerek.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım ben üç üniversite mezunuyum "mesleği gereği" kısmını benim üstüme de oturtuyoruz maalesef.. Maalesef diyorum çünkü annemin 30 yıl üstelik de son 13 yılını idareci olarak yaptığı bu mesleğin şerefini ve haysiyetini elinden aldılar.. Özellikle şu son dönem bana tad vermedi ve çalışmayınca çalıştığım durumdan daha avantajlı olacağımı düşündüğüm için ayrıldım. Fakat kadrolu-ücretli gibi bir ayrıma hiç bir zaman gitmedim her öğretmenin "öğretici" kişiliğinden mütevellit de büyük saygım var yalnız şu kesimi ayırıyorum" para hesabı yapan, maşa olan ve hayatta asla bir duruşu olmayan nabza göre şerbet veren çok afedersin "kaypak" tipler".... Dediğin gibi bazı şeyler öğretmen olma hevesini kırıyor ve geri dönülmez kararlar almaya teşvik ediyor insanı.. Hiçbir zaman ama hiçbir zaman artık milli eğitimin içinde bulunmama kararını verdiğim için de pişmanlık duyacağımı düşünmüyorum.. Diliyorum ki sen birgün asla benim geldiğim noktaya gelmez hem yaptığın işten hem hayattan soğumazsın zira hiç dönüşü olmuyor bazı şeylerin...

      Sil
  2. Vay bir de meslektaşmışız. Al bir ortak nokta daha :-) Ne öğretmenisin canım? Ben Türkçe öğretmeniyim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İngilizceydi ama 4 aydır çalışmıyorum ama şu an enazından kafam rahat mutluyum :D

      Sil

Yorum bırakanları sevdiğimi biliyorsunuz e hadi! :)