5 Nisan 2017 Çarşamba

İlk Randevunun Ardından 2: Ben Kitap Okumaya Gidiyorum Dilek


Bu hikayede yer alan isimler değiştirilmiştir hahaha sanki çok önemli bir şahsiyetim ya :))) Fotoğraflar ne yazık ki temsilidir :))))))

Serdar bana "seni arkadaşım Alp'le tanıştırayım. Bürokrat kendisi" dediği zaman "ya sen gibi bir Karamürsel sepetinin arkadaşı en fazla ne olabilir" demedim değil... He yok suratına demedim de artık görüşmediğimiz için arkasından söyleyebilirim :))) 





Google'a girdim daha adını yazar yazmaz Google'un kayıtlarında "evli mi" diye arandığını görür görmez "oooooo konuya ilgiler fazlaysa +1 lütfen!"dedim... Benden öncekiler de aradığına göre var demek ki bir hikmeti..

Hayır Google o bekar ama benimle tanışana kadar... Bekle ben bir tanışayım.. Diyerek kollarımı sıvadım.

Allahım adamın fotoğraflarına baktıkça saçlarım kıvırcıklaşıyor, yüzüme çiller oturuyor , Şeker kızın ta kendisi olup şarkılar söylemeye başlıyorum.. Vay arkadaş bir İngilizce konuşuyor sanırsın Lord Granchester...


Her gün periyodik stalkladım kendisini. Eski sevgilisini buldum onun İran-Van kırması kedisini, gittiği Yunan tatilini, birbirlerini Twitter'dan  silinince dikkat çekmek için son derece mini , mikro mini etekle Instagram'a koyduğu pozları filan hani bilirsiniz lüzumsuz ne varsa aklıma yazdım..

Sonra oturdum olası çocuğumuzun fiziki özelliklerini kombinledim ne bileyim babası gibi uzun annesi gibi sarkastik filan böyle :)))

Tanıdığım andan itibaren onun geçenlerdeki deyimiyle "çarşaf çarşaf" yazdım ona... Tabii o esnada ben sanıyorum ki uzun yazmak, kendini ifade etmeye çalışmak karşıya verdiğim kıymeti gösteriyor... Oooo erkek jargonunda bu yapılacak en büyük yanlışmış... Bilemedim... :))) Bunu yapmayın kızlar mümkünse kahveden arkadaşı Nihat gibi yazın "bugün buluşuyoz mu? Nerde" bu kadarı onlara fazla bile...



Yaklaşık 1 yıl sonra buluştuk... O günü geri alabiliyor muyuz?

Başkentin yolları taştan.. 4 saat Sakarya-Ankara hattında gitmişim. Mütemadiyen ağlayan bebeğin çığlıklarından remix yapmışım, muavinin beni rahat ettirme çabasıyla üstüme boca ettiği 1 bardak suyu gülümseyerek sineye çekmişim, 2 arkadaki çocuğun sevgilisini ikna etme çabasındaki çaresizliğe üzülmüşüm (kesin kızın hayatında biri vardı). Özetle beynim sabahın 7'sinde muhallebi kıvamına gelip kulaklarımdan akmaya başlamış, mantıkla aramdaki son ilişkiyi Bolu yolunda Ankaralı Namık dinlerken bırakmışım ama en önemlisi de beni gerçekten etkileyen biriyle ilk kez yüz yüze geleceğim... Bu ortamda benden makul davranışlar beklenmesi akıl dışı.. En sonunda Aşti'deyim..

Şehri bilmediğim için arkadaşım Necmi beni karşılayıp tek başıma asla bulamayacağım Kızılay'a götürdü, kahvaltı yaptık, Sakarya'daki asistanlık günlerimizi yad ettik veeee "seni nereden alayım" şeklindeki mesajla en nihayetinde geliş amacımla yüzleştim. Doğru ya Necmi iyi çocuktu, çok özlemiştim ama ben Alp'le buluşacaktım değil mi?

D: "şey Necmi'yle oturuyoruz sen de gel"

A:"anlamadım ben ne yapacağım Necmi'yle"

D: "tanışırsınız?"

A: "Necmi'yle tanışıp ne yapacağım?"

D: "4.yü de bulup okey oynarız diye düşündüm"

A: "sen benimle dalga mı geçiyorsun?"

D: "genel olarak durumla diyelim. Seninle değil"

A: "Sakarya'dan buraya bunun için mi geldin? Ya sen ne değişik insansın.. Ben eve dönüyorum"

Dedi ki "eve geri dönüyorum" "dönüyorum eve geri" "geri eve dönüyorum" bu cümle farklı versiyonlarıyla uzun süre zihnimde döndü..

Tabii ki kendisini eve yollamadım.. Bir şekilde o gün buluştuk ama belki de eve mi gitseydi? :))))

Beni adını hatırlamadığım bir meydandan aldı. Bakın profil şu: arabada klasik müzik çalıyor ve beyefendi kahveciye gidene dek İngilizce konuştu. Hani ben şivesine yandım ya ondan :))) Ferit'e göre bunlar beni etkilemek içindi. Ferit mi kimdi? Sonraki yazının kahramanı :)))

Arabasına binip kahve içeceğimiz yere gidene kadar küçük bir kıyamet yaşamış olabiliriz... Yolda karşıdan karşıya geçerken birden kitlenen gençten tutun da trafik kurallarına uymayan 42 plaka arabanın şöförünün "öküz"lüğüne kadar her şey benim yüzümdendi. Ben ne uğursuz, ne pislik ne nursuz bir insandım çünkü ben kaprisliydim çünkü erkek cinsi uğraştırılmaya gelmezdi. Çünkü onun peşinde zaten koşan bir ton kız vardı çünkü o kadar rağbet görüyorsa bu kızın kaprislerini niye çekseydi? (Tabii ki bunların hiçbirini demedi yazar burada çok abarttı çünkü hala o buluşmaya gıcıktı :)

Öğrenecekti.. O da öğrenecekti benimle iyi geçinmeyi ama zamanı vardı :))))))))


En nihayetinde bir yere oturduk. Çok alakasız bir iki cümleden sonra artık nereden o sonuca vardıysa "burayı da mı beğenmedin? "Sen hiçbir şeyi beğenmiyorsun zaten" demesin mi? Yapma bunu ya zaten uykusuzum. Gözaltıma sürdüğüm kapatıcı orada kırışıklardan hendek açmış düşün ki o kadar uykusuzum beni zorlamasana ama ya :(  Sabırla "yoo beğendim" dedim ama inanmadı ki :(

Kazağına sürülen mürekkep lekesini gösterip "bu neyle çıkar?" dedi.

"Bilmem ama sanırım Kosla Oxi çıkarır onu" dedim .

"Sen ne bilcen zaten ah anneciğim bilir" demeyeydi iyiydi.

"O zaman annene sor. Anneciğimize sor :)))) "

"Eee anneme soracağım zaten" Bkz: Şartlanmış zaten ben ağzımla kuş tutup, amuda kalkarak o lekeyi çitilesem de no way!

O esnada bir espri yaptı "heh dedim ortam yumuşuyor" yok nerede.. Saçımdan girdi, kaprislerimden çıktı, blog yazılarımdan tahlil ettiği karakterime selam çaktı ve son olarak "değiştir o saçlarını" dedi... O kadar yorulmuşum ki "hayır" dedim..

"Değiştirmeyeceğim saçlarımı da değiştirmeyeceğim ben de değişmeyeceğim"...

"Ben" dedi. "Biliyordum böyle olacağını"...



O kadar umutsuzdum ki ona kendimi anlatmamın olumlu sonuç vereceğinden.. Hiç denemedim. Ona şunu demedim "sen benim blogumu okuyup bana bir rol biçmişsin ama ben o değilim. Beni tanısan sen de çok seversin eminim" diyemedim.. Yorgundum. İki cümleyi daha yan yana koyamayacak kadar...

Sadece yarım saatlik bir sohbet ve "değiştirmeyeceğim"le başlayan o cümlenin akabinde "iyi seni nereye bırakayım" dedi????

"Nasıl yani?" Dedim...

"Ben gidiyorum. Kitap okuyacağım" dedi.. Hayatta kitap okuyan bir er kişinin bana bu eylemle tam da bu kadar itici gelebileceğini düşünmezdim.. O an  kütüphanemdeki tüm kitaplara küstüm. Ne demek kitap okuyacağmmm ne demekkkkk?!

Elektrik verilmiş gibi kaldım. "Nnnn ne nas... nasıl.. ben.. beni... beni nereye... beni nereye bırakacaksın?" hem benden kurtulma manevrasına hem de beni tamamen şehir dışına çıktığımdan emin olacak kadar korkunç bulmasından dolayı yeminle nutkum tutulmuştu...

Görüşürüz" dedi gitti. Yüzümde limon yemiş bir ifadeyle ama burnumdan soluyorum "bir daha nerede görüşeceğiz" dedim

"Hayat bu belli olmaz" dedi ve gitti.. 1.92lik selvi boyunu ve lekeli kazağını da alıp gitti... Arkama bile dönmedim o giderken!!!

Ne döncem be!

O fahri Ankara bebesi beni, Platin saçlarım, çok şeker pembesi rujum, bebe yakası lacivert elbisemi ve kırılan kalbimi oracıkta bıraktı da gitti ya la....



Sonra ne mi oldu?  Bu hikayenin sonunu da siz yazın :)